Archive for the ‘Saç Hakkında’ Category
Tepe bölgem kapanya başladı…
Her ürün için yapılan reklamlar vardır ve genelde saç ürünlerinde yanılma çok olur. Fakat abim sayesinde kullanamaya başladım. ilk Yuda Hgf kutusu bittiğinde tepe bölgemde ki sarı tüyler gerçekten uzamaya başlamıştı. Şimdi ikinci tüpü bitirmek üzereyim ve o cansız neredeyse ölecek olan sarı tüyler şimdi nereyse normal saç haline geldi.
Yuda Hgf nin içerisinde olan 2 madde var bu dünya da saç çıkartma özelliği olan tek maddeymiş ve bu bir tek bu üründe var. Biraz araştırın ve bu ürünü kullanın derim.
Kadir Gökçenoğlu-Mersin
Kadın Tipi Saç Dökülmesi
Yaklaşık olarak her 5 kadından biri yaşlılık, hastalık ve menopoz sonrası oluşan hormonal değişiklikler gibi nedenlerle saç dökülmesi yaşamaktadır.
Kadınlarda saç dökülmesi erkeklerdeki gibi yama tarzında olmaz. Bunun tersine kadınların saç derisinde yaygın bir dökülme ve incelme meydana gelir. Bu sorunu aşmak için bazı kadınlar peruk ya da postiş tarzı aksesuarlar kullanır. Bazıları ise saça yüzeysel olarak uygulanan bazı ilaçlar kullanırlar. Bu ilaçların etkileri kişiye göre değişkendir fakat genelde yeni saç büyümesini uyarmadan, olan saçların dökülmesini engellemek yönündedir.
Özellikle mini greftler, saçlarda seyrelmenin olduğu alanları dolgunlaştırmak için bu hastalarda iyi bir seçenektir. Verici alan olarak saç tellerinin daha yoğun olduğu, başın arka kısımları kullanılmalıdır. Flepler ve doku genişletme işlemleri ise saç kaybının çok fazla olduğu hastalarda kullanılabilir.
Eğer saçlarınız için cerrahi bir girişim düşünüyorsanız şunu unutmamalısınız ki bu işlem saçlarınızdaki dökülmeyi önlemez fakat seyrelmiş olan alanlarda daha doğal ve dolgun bir görüşüm sağlar.
KADINLARDA GÖRÜLEN ERKEK TİPİ SAÇ DÖKÜLMESİ
TİP I: Tepe bölgesindeki saçlarda, ön saç çizgisinin 1-3 cm gerisinden başlayan gözle görülür seyrelme
TİP II: Tepe bölgesinde ileri derecede seyrelme
TİP III: Tümüyle saçsız tepe bölgesi Erkek ve kadın arasındaki farklar:Kadınlarda saç dökülmesi erkeklerdekinden daha geç başlar. Erkeklerde yaş ilerledikçe saç dökülmesinin görülme sıklığı artar. Kadınlarda böyle bir artış gözlenmez.
Kadınlardaki saç dökülmesi geniş alanları etkiler. Erkeklerde ise çoğunlukla arka ve yanlardaki saçlar korunur, buna karşılık önler ve tepe bölgeleri açılır. Kadınlarda çoğunlukla ön saç çizgisi korunur. Erkeklerde ise ergenliğin başlamasıyla birlikte ön saç çizgisinin gerilemesi karakteristiktir.
Erkeklik hormonlarının saçı dökülen erkeklerde daha fazla olduğu varsayımı yanlış bir inanıştan ibarettir.
Erkek Tipi Saç Dökülmesi
1. GENETİK FAKTÖRLER
Androgenetik saç dökülmesi kişinin kromozomlarında belli bir genetik kodun olmasına bağlıdır. Bir veya daha fazla gen üzerinde taşınan bu kod anne veya babadan kalıtılabilir.
Toplumda kellik anne tarafından aktarılan bir genin erkek çocuklarda tanımlanmasıyla ortaya çıktığı şeklinde yaygın bir inanış vardır. Androgenetik saç dökülmesi olan hastaların kromozomlarının genetik incelemesi bu inanışın iki bakımdan yanlış olduğunu ortaya koymuştur: Öncelikle, androgenetik saç dökülmesi otozomal dominant olarak kalıtılmaktadır, yani sorumlu gen(ler) anneden veya babadan gelebilmektedir. İkinci olarak, bu genetik kod hem erkeklerde, hem de kadınlarda tanımlanabilmekte, dolayısıyla hem kız, hem de çocuklar ileride bu tip saç dökülmesine maruz kalabilmektedir.
Üzerinde ısrarla durulması gereken bir nokta da sorumlu gen(ler)i taşıyan herkeste androgenetik saç dökülmesinin gerçekleşmeyeceğidir. Bir genin aktif olabilmesi için kişinin vücudunda “tanımlanması” gerekir. Belli bir genin tanımlanması ise hormonlar, yaş, stres düzeyi vs. gibi pek çok faktöre bağlıdır. Dolayısıyla eğer bir kişinin saçı dökülmüyorsa bunun iki sebebi olabilir: Ya o kişi saç dökülmesinden sorumlu gene sahip değildir, yahut var olan gen tanımlanmamıştır.
Androgenetik saç dökülmesinden tek başına sorumlu olan gen veya gen kümesi henüz keşfedilememiştir. Fakat bilim adamları bu gen(ler)in erkeklik hormonlarının, 5-alfa redüktaz enziminin ve saç köklerindeki androjen reseptörlerinin sentezinde etkili olduğundan şüphe duymamaktadırlar. Bunlar erkek tipi saç dökülmesinde rol oynadığı bilinen üç ana faktördür. 5-Alfa redüktaz enzimi bir erkeklik hormonu olan testosteronu daha aktif bir formu olan dihidrotestosterona (DHT) çevirir. DHT de saç köklerindeki androjen reseptörlerine bağlanarak etkisini gösterir.
Genetik mühendisliği ve tıbbi genetikteki gelişmeler sayesinde erkek tipi saç dökülmesinden sorumlu olan gen(ler) fazla uzak olmayan bir gelecekte bulunacaktır. Bu buluş bize sadece androgenetik saç dökülmesini tedavi etme imkanı değil, aynı zamanda bunun ileride ortaya çıkma riskini yeni doğan bir bebekte bile tespit etme olanağı verecektir.
2. HORMONAL ETKİLER
Androgenetik saç dökülmesinin oluşum mekanizmalarında rol oynayan hormonlar androjenler olarak da adlandırılan erkeklik hormonlarıdır. “Androjenler nasıl kellik yapar?” sorusunun cevabını vermek çok da kolay değildir. Androjenler pek çok yaşamsal mekanizma üzerinde önemli etkilere sahiptirler. Etkilerini diğer hormonlar gibi hücre zarı üzerindeki veya hücre içindeki reseptörlere bağlanarak gerçekleştirirler. Bir saç kökünü farklı türden androjenler etkileyebilir ve vücudun farklı bölgelerindeki saç kökleri aynı androjene farklı cevaplar verebilir. Örneğin, koltuk altındaki kılların büyümesini sağlayan androjenler, kafa derisindeki saçların dökülmesine neden olmaktadır.
Saç dökülmesi sürecinde iki tip androjen rol oynar. Bunlar testosteron ve dihidrotestosterondur (DHT). Dihidrotestosteron adından da anlaşılacağı üzere bir testosteron türevidir. 5-Alfa redüktaz enziminin görevi göreceli olarak inaktif olan testosteronu, daha aktif bir formu olan dihidrotestosterona çevirmektir. DHT saç kökleri üzerindeki her tip androjen reseptörüne kolaylıkla bağlanıp kuvvetli etkisini gösterebilir. Testosteronun da saç kökleri üzerinde etkisi vardır, fakat bu DHT`ninkinden çok daha zayıf bir etkidir. Dolayısıyla saç köklerinin içinde ve çevresinde, özellikle dermal papillada çok sayıda bulunan 5-alfa redüktazın androgenetik saç dökülmesi sürecinin anahtar enzimi olduğu söylenebilir.
Bu iki hormonun saç köklerindeki reseptörleriyle etkileşmeleri kafa derisini kaplayan saçlarda bir takım değişimlere neden olur. Zaman içinde terminal saçların büyüme (anajen) evreleri kısalır. Katajen (ara) ve telojen (dinlenme) evrelerinin sürelerinde bir değişiklik olmadığından, sonuç olarak dinlenme dönemindeki saç köklerinin sayısı ve oranı artar. Katajen ve telojen dönemindeki köklerin normalde %10 olan oranı %20`ye çıkar. Daha fazla saçın dinlenme döneminde olması da, daha fazlasının dökülmesi sonucunu doğurur. Etkilenen saç kökleri kısalır ve incelir. Bunun sonucu olarak buralardan daha ince, kısa ve zayıf saçlar çıkar.
Her erkek ve kadında androjen hormonları ve bunların reseptörleri mevcut olduğu halde niçin herkeste saç dökülmesi görülmediği sorulabilir. Bu sorunun gerçekten tatmin edici bir cevabı yoktur. Yine de bazı fikirler öne sürülmektedir ve bunların başlıcalarına aşağıda kısaca değinilmektedir:
Androgenetik saç dökülmesi olan kişilerin saç köklerindeki androjen reseptörlerinin sayısı normalden fazladır. Bunun sonucu olarak kanlarındaki androjen düzeyi normal olmasına rağmen, androjenler bu kişilerin saç folikülleri üzerinde daha belirgin bir etki yaratmaktadırlar.
Saçı dökülen kişilerin saç köklerindeki androjen reseptörleri normalden daha hassastır. Bu da kanda normal düzeyde bulunan androjenlerin saç köklerini daha fazla etkilemesine neden olmaktadır.
Saçların döküldüğü bölgelerde 5-alfa redüktaz enziminin aktivitesi daha yüksektir. Dolayısıyla buralarda daha fazla testosteron dihidrotestosterona çevrilmektedir. DHT`nin testosterona oranı ne kadar büyük olursa saç dökülmesi de o kadar hızlı olur.
3. YAŞAM KALİTESİ VE YAŞLANMA
Kişilerin Normal uyku düzeneği ve beslenme dengesinden çalışma ve yaşam sıtandartlarını sürdürmesi sonucu vücudun kendini yenileme yeteneğini kaybederek normalden çok daha düşkün ve yıpranmış bir hale gelmesi ile oluşur. Yaş ise bunu tetikler
4. DERİ HASTALIKLARI
Mantar ve yağ salınım rahatsızlıklarının tamamında saç dökülmesi görülebilir.
5. İLAÇ KULLANMAYA BAĞLI DÖKÜLMELER
Kemoterapik ilaçların ve troit gibi hormon replesman ilaçlara bağlı dökülmeler olur
6. DAHİLİ HASTALIKLAR
Kanser gibi sistemik etkileri olan hastalıklar sonrasında saç dökülmesi görülebilir.
7. TRAVMALAR
Yanıklar, fiziksel yaralanmalara,radyasyona maruz kalan kişilerde saç dökülmesi olabilir.
Neden? Suçlu Genler!
Erkek tipi saç dökülmesi genellikle kalıtımsaldır ve birçok erkek için gerçek bir endişe kaynağıdır.Erkek bu özelliği annesinin ve babasının soy ağacındaki bireylerden alır. Eğer genetik olarak saçınızı kaybetmeye programlandıysanız ve saç kaybınız için hiçbir şey yapamıyorsanız uzun dönemde saçınızı koruma şansınız çok azdır.
Erkek tipi saç dökülmesi normal saç döngüsünün dışında bir durumdur. Androgenetik alopesi, adından da anlaşılacağı üzere genetik nedene bağlıdır.
DHT: “Kötü” Testosteron: DHT vücuttaki pek çok erkeklik hormonundan biridir. DHT bir erkeğin yaşamının erken dönemindeki gelişim aşamalarında önemlidir; ancak, erkekler yaşlandıkça saç dökülmesinin nedeni haline gelmeye baslar. DHT saç folikülünü gözle görülebilir saç üretemeyecek şekilde küçültür.DHT erkek tipi saç dökülmesinde önemli bir rol oynar. DHT `nin Oluşumu DHT`nin saç folikülüne etkisi erkek tipi saç dökülmesi DHT (dihidrotestosteron)`un kil foliküllerine olan aktivitesinden kaynaklanmaktadır.
İnsan saçı normalde büyüme, dökülme ve yeniden büyümeyi içeren bir döngüyü izler. Ancak artmış DHT düzeylerinin büyüme evresinin kısalmasına ve saçın dökülmesi için gereken sürenin kısalmasına katkıda bulunduğu düşünülmektedir, . Bu durum saçların cılızlaşmalarına yol açar.DHT`nin katkısının olduğu durumlar;
- Saçın büyüme evresinin kısalması
- Saç foliküllerinin ilerleyen minyatürizasyanu
- Terminal saç sayısında azalma
DHT`yi Baskılamak Artık Mümkün.DHT miktarı azaltılarak erkek tipi saç dökülmesinin önlenebildiği ve bazı erkeklerde saçın tekrar büyüyebileceği yapılan araştırmalarla gösterilmiştir. Bu bulguların sonucunda, bilim adamları yeni bir tedavi geliştirmişlerdir. Bugün erkek tipi saç dökülmesini önlemek için için daha önce hiç olmadığı kadar çok seçenek vardır.
Dökülme Tipleri
Saç dökülmesi erkeklerde ve kadınlarda psikososyal bir rahatsızlık yaratmaktadır. Camacho’nun araştırmalarında Kadın Tipi Saç Kaybı (FPHL) gözlemlediği vakalarında %55 oranında depresyona meyil tespit etmiştir. Erkek Tipi Saç Kaybı (MPHL) vakalarında ise %78 kaygı (anxiete) ve %22 daha saldırgan davranış yapısı gözlemlemiştir. Saç kaybı tedavi edilebildiğinde ise kadınlarda %89, erkeklerde ise %76 oranında diğer şikayetlerde düzelme olmuştur.
Peki bizleri bu kadar sıkıntıya sokan saç dökülmesinin sebebi nedir? Aslında bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Saç dökülmesi erkeklerde ve kadınlarda multifaktöriyeldir, yani birçok faktör beraber rol almaktadır.
Erkek Tipi Saç Kaybı (Male Pattern Hair Loss)
Erkeklerde saç dökülmesinin en sık ve en önemli sebebi androjen hormonudur. Malesef saç kaybının başlama yaşı giderek küçülmektedir. Ergenlik çağında başlayan saç dökülmesinin farkedilebilir düzeye gelebilmesi için yaklaşık %50′lik bir kaybın oluşması gerekmektedir. Bu sebeple, saç dökülmesine eğilimi olan kişilerde erken görüntüleme testlerinin, saç analizi ile elde edilen anajen/telojen oranlarının ve ailesel yatkınlığın beraber değerlendirilmesi çok önemlidir.
Erken düzeyde tespit edilebilmiş saç dökülmesi olan bir erkekte anti-androjenik bir tedavi ve diğer tedavi seçenekleri ile dökülmeyi yavaşlatmak olasıdır. Bazı durumlarda dökülme eğilimi olan incelmiş saçların bile tekrar kalınlaşarak hacim kazanması mümkün olabilmektedir (%67).
Saçın ön çizgisindeki en ufak geri çekilmeyi (Norwood Tip II) saç dökülmesi olarak kabul edersek, Hamilton’ın çalışmalarına göre 50 yaşındaki bir erkekte saç dökülme sıklığı %98′ken Norwood’a göre bu oran %67′dir.
Tedavinin, saç dökülme seviyesinin erken aşamalarında başlatılmasının önemi giderek artmaktadır.
Erkek Tipi Saç Kaybına (MPHL), Androgenetik Alopesi denmesinin temel nedeni “Andro” yani androjenlere (testesteron, dihidrotestesteron, androstenedion) bağlı olarak genetik geçiş göstermesidir.
Kalıtımsal olarak birçok farklı genin saç dökülmesinde rol oynadığı düşünülmektedir. Bu faktörlerden bir tanesi 5-alfa-redüktaz enziminin üretildiği gen iken (hem anneden hem babadan geçiş gösterir), diğer önemli faktör ise X kromozomu üzerinde bulunan ve sadece annemizden bize aktarılan Androjen reseptör geninde meydana gelen ve reseptörün yapısında değişimlere neden olan genetik değişimlerdir.
Bu genler içerisinde Androgenetik alopesi ile en güçlü ilişkisi gösterilen gen, annemizden bize aktarılan androjen reseptör genidir. Bu durum her ne kadar baba ile oğul arasında gözlenen benzerliği açıklayamasa da, Androjene Duyarsızlık Sendromunda (Complete androgen insensitivity syndrome) erkek tipi saç kaybının gözlenmemesi ile desteklenmektedir.
Erkeklerin kanındaki androjenlerin büyük bölümünü Testesteron oluştursa da, saç dökülmesinde baş rolü testesteronun metaboliti olan dihidrotestesteron (DHT) oynar. 5-alfa-redüktaz enzimi, testesteronu daha aktif olan DHT’ye dönüştürür. DHT ise androjen reseptörüne tutunarak beraberce saç folikül hücresinin çekirdeğine girip DNA’ya bağlanır. DNA’ya bağlanarak üretilmesi sağlanan yeni proteinler ise saçın doğal siklusunu bozar. Saç önce incelir (minyatürizasyon) sonra pigmentini kaybederek cilt içinde yükselip dökülür.
5-alfa-redüktaz enziminin bilinen 2 farklı tipi mevcuttur. Tip I; cilt, böbrek, karaciğer ve beyin hücrelerinde bulunur ve fonksiyonu tam olarak belirlenememiştir. Tip II ise, kafa derisindeki saç foliküllerinde ve prostatta bulunur. Finasterid tedavisi işte bu tip II enzimi etkileyerek saç dökülmesini azaltmaktadır.
Saç ekiminde verici bölge (donor area) olarak kullanılan alanlardaki saç folikülleri aynı DNA yapısına sahip olmasına rağmen, androjenik faktörlerden etkilenmemektedir. Bunun sebebine yönelik farklı görüşler bulunmaktadır (örneğin DNA metilasyonu gibi epigenetik faktörlerde olabilecek farklılıklar). Bu konuda yapılacak çalışmaların saç dökülmesini durduracak etkili bir tedavi için en önemli nokta olduğunu düşünüyorum.
Erkek tipi saç kaybının (MPHL) sınıflandırılmasında farklı skalalar kullanılmakla beraber, 1941 yılında sunulan Hamilton-Norwood sistemi en popüler ve kabul edilmiş olandır.
Kadın Tipi Saç Kaybı (Female Pattern Hair Loss)
Genel olarak kadınlarda saç kaybı sorununun erkeklere oranla daha az olduğuna inanılır. Son dönemde kadınların saç kaybından giderek daha fazla şikayetçi olduğunu gözlemliyorum. Hamilton yaptığı çalışmalarda 50 yaşına gelmiş kadınların saç kaybına uğrama oranını %86 olarak rapor etse de, diğer araştırmacılara göre bu oran %6 civarındadır.
Androjenlere bağlı saç kaybı kadınlarda görülse de bu oran erkeklere kıyasla oldukça düşüktür. Androjen salgılayan tümörler (böbreküstü bezi vb…), ya da polikistik over gibi altta yatan sebepler androjen dengesini değiştirerek dökülmeye sebp olabilir. Bu gibi durumlarda adet düzensizliği (menstruational cycle disturbance), kıllanma artışı (hirsutism), akne gibi oluşumlar tabloya eşlik eder.
Kadınlardaki saç kayıpları genelde erkeklerden farklı olarak ön saç çizgisinden başlamaz. Midscalp dediğimiz ara bölgeden başlayarak yayılır. Önce zayıflayan saç giderek incelir ve seyrelmeye başlar.
Kadın Tipi Saç Kaybında (FPHL) genetik yatkınlığın en önemli faktör olduğunu düşünüyorum. Bununla beraber demir eksikliği, tiroid hormonunun fazla ya da az salınımı, B vitamini, çinko ve magnezyum eksikliği, dengesiz diyetler, diffuse alopecia areata, kronik telogen effluvium, hamilelik sonrası, kronik hastalıklar, kendi saçını koparma (trichotillomania), Lupus (SLE) ve özellikle ciddi psikolojik stres sıkça karşılaşılan sebeplerdir.
Kadın tipi saç kaybını ilk olarak Ludwig I, II, III olarak sınıflandırmıştır. Daha sonra Olsen yeni bir sınıflandırma yaparak erken dönem ve post menopozal olarak saç dökülme karakterlerini ayırmıştır.
Saç Dökülmesi Nedenleri
Saç dökülmesi erkeklerde ve kadınlarda psikososyal bir rahatsızlık yaratmaktadır. Camacho’nun araştırmalarında Kadın Tipi Saç Kaybı (FPHL) gözlemlediği vakalarında %55 oranında depresyona meyil tespit etmiştir. Erkek Tipi Saç Kaybı (MPHL) vakalarında ise %78 kaygı (anxiete) ve %22 daha saldırgan davranış yapısı gözlemlemiştir. Saç kaybı tedavi edilebildiğinde ise kadınlarda %89, erkeklerde ise %76 oranında diğer şikayetlerde düzelme olmuştur.
Peki bizleri bu kadar sıkıntıya sokan saç dökülmesinin sebebi nedir? Aslında bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Saç dökülmesi erkeklerde ve kadınlarda multifaktöriyeldir, yani birçok faktör beraber rol almaktadır.
Erkek Tipi Saç Kaybı (Male Pattern Hair Loss)
Erkeklerde saç dökülmesinin en sık ve en önemli sebebi androjen hormonudur. Malesef saç kaybının başlama yaşı giderek küçülmektedir. Ergenlik çağında başlayan saç dökülmesinin farkedilebilir düzeye gelebilmesi için yaklaşık %50′lik bir kaybın oluşması gerekmektedir. Bu sebeple, saç dökülmesine eğilimi olan kişilerde erken görüntüleme testlerinin, saç analizi ile elde edilen anajen/telojen oranlarının ve ailesel yatkınlığın beraber değerlendirilmesi çok önemlidir.
Erken düzeyde tespit edilebilmiş saç dökülmesi olan bir erkekte anti-androjenik bir tedavi ve diğer tedavi seçenekleri ile dökülmeyi yavaşlatmak olasıdır. Bazı durumlarda dökülme eğilimi olan incelmiş saçların bile tekrar kalınlaşarak hacim kazanması mümkün olabilmektedir (%67).
Saçın ön çizgisindeki en ufak geri çekilmeyi (Norwood Tip II) saç dökülmesi olarak kabul edersek, Hamilton’ın çalışmalarına göre 50 yaşındaki bir erkekte saç dökülme sıklığı %98′ken Norwood’a göre bu oran %67′dir.
Tedavinin, saç dökülme seviyesinin erken aşamalarında başlatılmasının önemi giderek artmaktadır.
Erkek Tipi Saç Kaybına (MPHL), Androgenetik Alopesi denmesinin temel nedeni “Andro” yani androjenlere (testesteron, dihidrotestesteron, androstenedion) bağlı olarak genetik geçiş göstermesidir.
Kalıtımsal olarak birçok farklı genin saç dökülmesinde rol oynadığı düşünülmektedir. Bu faktörlerden bir tanesi 5-alfa-redüktaz enziminin üretildiği gen iken (hem anneden hem babadan geçiş gösterir), diğer önemli faktör ise X kromozomu üzerinde bulunan ve sadece annemizden bize aktarılan Androjen reseptör geninde meydana gelen ve reseptörün yapısında değişimlere neden olan genetik değişimlerdir.
Bu genler içerisinde Androgenetik alopesi ile en güçlü ilişkisi gösterilen gen, annemizden bize aktarılan androjen reseptör genidir. Bu durum her ne kadar baba ile oğul arasında gözlenen benzerliği açıklayamasa da, Androjene Duyarsızlık Sendromunda (Complete androgen insensitivity syndrome) erkek tipi saç kaybının gözlenmemesi ile desteklenmektedir.
Erkeklerin kanındaki androjenlerin büyük bölümünü Testesteron oluştursa da, saç dökülmesinde baş rolü testesteronun metaboliti olan dihidrotestesteron (DHT) oynar. 5-alfa-redüktaz enzimi, testesteronu daha aktif olan DHT’ye dönüştürür. DHT ise androjen reseptörüne tutunarak beraberce saç folikül hücresinin çekirdeğine girip DNA’ya bağlanır. DNA’ya bağlanarak üretilmesi sağlanan yeni proteinler ise saçın doğal siklusunu bozar. Saç önce incelir (minyatürizasyon) sonra pigmentini kaybederek cilt içinde yükselip dökülür.
5-alfa-redüktaz enziminin bilinen 2 farklı tipi mevcuttur. Tip I; cilt, böbrek, karaciğer ve beyin hücrelerinde bulunur ve fonksiyonu tam olarak belirlenememiştir. Tip II ise, kafa derisindeki saç foliküllerinde ve prostatta bulunur. Finasterid tedavisi işte bu tip II enzimi etkileyerek saç dökülmesini azaltmaktadır.
Saç ekiminde verici bölge (donor area) olarak kullanılan alanlardaki saç folikülleri aynı DNA yapısına sahip olmasına rağmen, androjenik faktörlerden etkilenmemektedir. Bunun sebebine yönelik farklı görüşler bulunmaktadır (örneğin DNA metilasyonu gibi epigenetik faktörlerde olabilecek farklılıklar). Bu konuda yapılacak çalışmaların saç dökülmesini durduracak etkili bir tedavi için en önemli nokta olduğunu düşünüyorum.
Erkek tipi saç kaybının (MPHL) sınıflandırılmasında farklı skalalar kullanılmakla beraber, 1941 yılında sunulan Hamilton-Norwood sistemi en popüler ve kabul edilmiş olandır.
Kadın Tipi Saç Kaybı (Female Pattern Hair Loss)
Genel olarak kadınlarda saç kaybı sorununun erkeklere oranla daha az olduğuna inanılır. Son dönemde kadınların saç kaybından giderek daha fazla şikayetçi olduğunu gözlemliyorum. Hamilton yaptığı çalışmalarda 50 yaşına gelmiş kadınların saç kaybına uğrama oranını %86 olarak rapor etse de, diğer araştırmacılara göre bu oran %6 civarındadır.
Androjenlere bağlı saç kaybı kadınlarda görülse de bu oran erkeklere kıyasla oldukça düşüktür. Androjen salgılayan tümörler (böbreküstü bezi vb…), ya da polikistik over gibi altta yatan sebepler androjen dengesini değiştirerek dökülmeye sebp olabilir. Bu gibi durumlarda adet düzensizliği (menstruational cycle disturbance), kıllanma artışı (hirsutism), akne gibi oluşumlar tabloya eşlik eder.
Kadınlardaki saç dökülmesi genelde erkeklerden farklı olarak ön saç çizgisinden başlamaz. Midscalp dediğimiz ara bölgeden başlayarak yayılır. Önce zayıflayan saç giderek incelir ve seyrelmeye başlar.
Kadın Tipi Saç Kaybında (FPHL) genetik yatkınlığın en önemli faktör olduğunu düşünüyorum. Bununla beraber demir eksikliği, tiroid hormonunun fazla ya da az salınımı, B vitamini, çinko ve magnezyum eksikliği, dengesiz diyetler, diffuse alopecia areata, kronik telogen effluvium, hamilelik sonrası, kronik hastalıklar, kendi saçını koparma (trichotillomania), Lupus (SLE) ve özellikle ciddi psikolojik stres sıkça karşılaşılan sebeplerdir.
Kadın tipi saç kaybını ilk olarak Ludwig I, II, III olarak sınıflandırmıştır. Daha sonra Olsen yeni bir sınıflandırma yaparak erken dönem ve post menopozal olarak saç dökülme karakterlerini ayırmıştır.
Saçın Yaşam Döngüsü
Hepimiz saçlarımızı kestirdiğimiz zaman bazı bölgelerin daha hızlı uzadığını görürüz. Hatta saçları canlansın diye saçlarını kazıtan insanlar artık bazı bölgelerin hiç uzamadığını ve inceldiğini fark ederler. Saçlarımız her saç telinin ayrı ayrı evrelerde (mozaic cycle) bulunduğu dinamik bir yapıdır.
Irklar arasında farklılıklar olmakla beraber, (Asyalılarda ve siyah ırkta saç yoğunluğu beyaz ırka kıyasla daha azdır) bir kişide 100.000-125.000 civarında terminal saç teli bulunmaktadır.
1984 yılında patoloji uzmanı John T. Headington, saçlı deriden aldığı örnekleri (punch biopsy) o güne kadar herkesin yaptığı gibi boyuna değil de enine (horizontal) yaptığı bir kesi ile incelemeye başlayınca FOLİKÜLER ÜNİTE kavramı ortaya çıkmıştır.
FOLİKÜLER ÜNİTE NEDİR?
Foliküler ünite kollajen bir bant ile çevrelenen, çoğunlukla 1,2, veya 3 (nadiren 4-5) saç teli bulunduran, ter bezi (sebaceous gland) ve her saç teline yapışan çok ince bir kasın (arrector pili muscle) yapıştığı bölgeyi de içeren yapıdır. Bütün saçlarımız bu 2′li, 3′lü saçları barındıran foliküler ünitelerden oluşmaktadır.
Saç Döngüsü: Saçlarımız devamlı uzama, incelme, dökülme, evrelerini kapsayan dinamik bir döngü içindedir. Bu aşamalar her saç folikülünde birbirinden bağımsız olarak devam etmektedir.
Anagen Faz: Kalın, sağlıklı, uzayan terminal saçların bulunduğu evredir. Saçlarımızın yaklaşık % 84 – 90′ı anagen aşamasındadır. Bu faz her saç teli için yaklaşık 3 yıl sürmektedir.
Katajen Faz: Yaklaşık 3 hafta süren bir geçiş dönemidir. Programlı hücre ölümü (apoptosis) başlar. Dermal papilla sıkışır ve saç kökü cilt içinde yükselir. Saçta incelme ve pigment kaybı başlamıştır. Saçlarımızın yaklaşık % 2′si katajen fazdadır.
Telojen Faz: Ortalama 3 ay sürer. İncelmiş ve pigmentini kaybetmiş saçlar dökülür (club hair). Ne olduğunu bilmediğimiz bir sinyal ile saç ana hücresinden (stem cell) yeni bir folikül oluşmaya başlar. Bazen de uyuma fazı (Lag phase) dediğimiz bir döneme girilir ve saç 2-5 hafta hiçbir gelişme olmadan bekler. Saçlarımızın yaklaşık % 10 – 15′i telojen fazdadır.
100.000 saç teli olan birinin saçlarının yaklaşık % 10′unun telojen aşamada olduğunu düşünürsek; 90 – 100 gün süren telojen fazda günlük ortalama 100 tel saç kaybı normal kabul edilmektedir.
Arrector pili kasının saç folikülüne tutunduğu noktada Bulge bölgesi bulunmaktadır. Farelerde bu bölgeden alınan kök hücreler (follicular stem cells) laboratuar ortamında tekrar hayvan derisine enjekte edilerek yeni kıl oluşumu başlatılabilmektedir. Bu yöndeki çalışmalar önümüzdeki yıllarda saç nakli operasyonlarında yeni stratejiler geliştirilmesine yardımcı olacaktır.
Saçın Yapısı
Saçlarımız, keratin adı verilen kopmaya ve aşınmaya dayanıklı bir proteinden oluşmaktadır. Tırnaklarımızı da oluşturan keratin, aminoasit olarak adlandırılan daha küçük yapı taşlarının sıra sıra dizilmesi ile oluşur. Keratin sayesinde saç teli ince olmasına rağmen dayanıklı bir yapıya sahiptir.
Saç folikülü 3 vertikal segmentten oluşmaktadır:
1- Üst Bölüm (Upper portion – Infundibulum): Saçın çıkış deliğinden, yağ bezinin (sebaceous gland) foliküle bağlandığı noktaya kadar olan kısım.
2- Orta Bölüm (Middle portion – Isthmus): Yağ bezinin girişi ile kıl kasının (arrector pili muscle) yapıştığı bölgeye kadar olan kısım. Arrector pili kasının yapıştığı bölgeye BULGE Bölgesi (Bulge Region) denir. Bu bölge Kök Hücre çalışmalarında büyük önem taşımaktadır.
3- Alt Bölüm (Lower portion – Inferior): Arrector pili kasının yapıştığı bölegeden folikülün tabanına kadar olan bölgedir. Folikül tabanında saç soğanı (hair bulb) bulunur. Saç soğanı, saç matriksi ve dermal papilla hücrelerinden oluşur.
